İçeriğe geç

Baro bir devlet mi ?

Bir Sabah Kayseri’de

Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlar. Rüzgâr sanki gece boyunca biriken bütün sessizliği sokaklara bırakır. O gün de öyleydi. Pencerenin kenarında oturmuş, elimde kahvemle dışarıyı izliyordum. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakmıyorum, çünkü bazı şeyler sadece yazınca hafifliyor.

O sabah içimde garip bir sıkışıklık vardı. Ne tam bir öfke, ne de net bir üzüntü… daha çok anlam veremediğim bir huzursuzluk. Bir süredir hukukla ilgili meselelerin içinde dönüp duruyordum. Bir arkadaşımın başına gelenler, bir başka tanıdığın adliye koridorlarında yaşadığı hayal kırıklığı derken, zihnimde tek bir cümle büyümeye başlamıştı: Baro bir devlet mi?

Bunu ilk kez yüksek sesle söylememiştim. Ama kafamın içinde defalarca yankılanıyordu. Devlet gibi davranan yapılar, kurallar, duvarlar, kapılar… ve o kapıların önünde küçücük kalan insanlar.

O gün bu sorunun peşinden gitmeye karar verdim.

Adliye Koridorlarında İlk Çatlak

Adliyeye girdiğimde o ağır hava hemen üzerime çöktü. Metal dedektöründen geçerken çıkan o kısa bip sesi bile insana bir şeyleri yanlış yaptığını hissettiriyor. Oysa hiçbir şey yapmamışsın. Sadece bir yere girmek istiyorsun.

Koridorlarda yürürken insanların yüzlerine baktım. Herkes bir şey bekliyor. Kimisi öfkeli, kimisi yorgun, kimisi tamamen tükenmiş. Duvarlar bile beklemekten yorulmuş gibiydi.

Bir bankta oturan yaşlı bir adam dikkatimi çekti. Elinde dosya, gözleri tavanda. Sanki orada bir cevap yazılıymış gibi bakıyordu. Yanına oturmadım ama bir süre izledim. İçimden “burada herkes bir hikâyenin içinde ama kimse hikâyesini anlatamıyor” diye geçirdim.

Tam o sırada bir genç avukatla karşılaştım. Elinde dosyalar, yüzünde aceleyle bastırılmış bir stres vardı. Sadece bir şey sormak istedim.

“Baro bir devlet mi?” dedim, neredeyse fısıltıyla.

Durdu. Gözlerime baktı. Önce şaşırdı, sonra hafif bir gülümseme geldi yüzüne.

“Niye sordun?” dedi.

Omuz silktim. “Bilmiyorum. Buraya gelince böyle hissettim.”

Bir an sustu. Sonra koridora baktı, sanki duvarların bile kulakları varmış gibi.

“Devlet değil,” dedi. “Ama bazen devletten daha ağır hissediliyor.”

Bu cümle içime çöktü. Tam olarak ne demek istediğini anlamadım ama hissettim. Bir şeylerin sadece yazılı kurallardan ibaret olmadığını, görünmeyen bir düzenin daha sert olduğunu hissettim.

Baro bir devlet mi?

Bu soru o gün zihnimde bir yankıya dönüştü. Sanki tek bir soru değil de bir kapıydı. Açıldıkça başka odalar çıkıyordu karşıma.

Baro… resmi olarak bir meslek örgütü. Ama insanların konuşurken sesini düşürmesine bakılırsa, sadece bir kurum değilmiş gibi. Bir ağırlığı var. Bir gölgesi var. Ve en tuhafı, bu gölgeyi herkes kabul etmiş gibi.

Adliyeden çıktığımda hava kararmaya başlamıştı. Kayseri’nin soğuğu yüzüme çarptı. Ellerimi cebime soktum ama içimdeki soğuk geçmedi.

Otobüs durağında beklerken aynı soruyu tekrar ettim. “Baro bir devlet mi?” Bu kez cevap aramıyordum. Sadece sorunun içimde nasıl büyüdüğünü anlamaya çalışıyordum.

Devlet dediğimiz şey nedir ki? Kurallar mı? Güç mü? İnsanların üzerinde hissedilen görünmez ağırlık mı? Eğer öyleyse, bazı kurumlar neden devletten bile daha keskin hissediliyor?

O an içimde küçük bir kırılma oldu. Hayatımda ilk kez bazı şeylerin sadece “resmi tanım” ile açıklanamayacağını düşündüm.

Bir Avukatın Gölgesi

Birkaç gün sonra aynı genç avukatla tekrar karşılaştım. Bu kez bir çay ocağında oturuyordu. Beni hatırladı mı bilmiyorum ama selam verdim, karşılık verdi.

Yanına oturdum. Çay söyledik. Bir süre sessizlik oldu.

“Geçen günkü sorunu düşündüm,” dedi.

Kalbim biraz hızlandı. Sanki o soru hâlâ havada asılıydı.

“Baro bir devlet mi?” diye tekrar etti. “İnsanlar bunu genelde böyle sormaz. Ama sen… farklı bir yerden bakmışsın.”

Gülümsedim ama içim pek rahat değildi. “Ben sadece anlamaya çalışıyorum,” dedim. “İçeride bir şey var ama adını koyamıyorum.”

Çay bardağını çevirdi. “Bak,” dedi, “devletin gücü yasadan gelir. Ama meslek örgütlerinin gücü insanlardan. İşte bu yüzden bazen daha ağır hissedilir.”

Bu cümle beni düşündürdü. İnsanlardan gelen güç… Bu, daha tehlikeli bir şeydi belki de. Çünkü yüzü yoktu.

O an içimde bir hayal kırıklığı doğdu. Çünkü adalet dediğim şeyin daha net, daha temiz, daha anlaşılır olmasını isterdim. Ama burada her şey biraz bulanıktı.

İç ses

Defterime o gece şunu yazdım:

“Bazı yapılar devlete benzemez ama devlet gibi hissedilir. Çünkü içlerinde insan vardır. Ve insanın olduğu her yerde güç, sadece kural değildir.”

Yazarken elim titriyordu. Neden bilmiyorum. Belki de ilk kez bir şeyleri gerçekten fark ediyordum.

Toplantı Günü ve Sessiz Gerilim

Bir hafta sonra bir tanıdığın davetiyle küçük bir toplantıya gittim. Hukukla ilgili bir tartışma vardı. Ben sadece dinleyici olarak oradaydım.

Odaya girdiğimde herkesin konuşmaya hazır ama aynı zamanda temkinli olduğunu fark ettim. Sanki herkes söyleyeceklerini tartarken bir şeylerden çekiniyordu.

Konu döndü dolaştı yine aynı yere geldi: meslek örgütlerinin etkisi, karar mekanizmaları, yetki sınırları…

Ve biri yine o soruyu açtı.

“Baro bir devlet gibi mi davranıyor?”

O an odada kısa bir sessizlik oldu. Bu sessizlik çok şey anlatıyordu.

Birisi “hayır, abartı” dedi. Bir diğeri “bazen evet” dedi. Tartışma büyümedi ama havada kalan şey daha büyüktü: cevaplanmamış bir gerçeklik.

Ben sadece dinliyordum. Ama içimde bir şey kırılıyordu. Çünkü herkesin farklı bir “gerçek” taşıdığını görmek beni yoruyordu.

Toplantıdan çıkarken kendimi hafif boşalmış hissettim. Ne net bir cevap vardı, ne de tam bir huzur.

Umut ve hayal kırıklığı arasında

Yürürken Kayseri’nin ışıkları göz kırpıyordu. Şehir her zamanki gibi yaşıyordu ama benim içimde bir şeyler yer değiştirmişti.

Umut vardı aslında. Çünkü sorularımın cevapsız kalması bile bir şeydi. En azından artık görüyordum.

Ama hayal kırıklığı da vardı. Çünkü bazı şeyler düşündüğüm kadar temiz değildi. Bazı yapılar, insanların hayatına dokunurken aynı zamanda onları yoruyordu.

Kendi kendime şunu söyledim: “Belki de mesele Baro’nun devlet olup olmaması değil. Belki mesele, insanların onu nasıl hissettiği.”

Bu düşünce bile içimi biraz rahatlattı.

Gecenin Sonunda Defter

Daha Fazlası İçin: Kartal Devlet Hastanesinde hangi bölümler var ?

Gece eve döndüğümde ışığı açmadım hemen. Bir süre karanlıkta oturdum. Dışarıdan araba sesleri geliyordu. Şehir hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.

Defterimi açtım.

Bugün gördüklerimi, duyduklarımı yazdım. Ama en çok o soruya takıldım:

Baro bir devlet mi?

Cevap yazmadım. Çünkü artık cevabın tek bir cümle olmayacağını biliyordum.

Belki de bazı sorular cevaplanmak için değil, insanın içinde büyüsün diye vardır.

Kalemi bıraktım. Pencereye baktım. Kayseri gecesi soğuktu ama içimde garip bir sıcaklık vardı. Ne tam huzur, ne tam rahatsızlık… ikisinin arasında bir yer.

Ve o an şunu hissettim: Bazı sorular insanı cevaplara değil, kendine götürür.

Bugün “Baro bir devlet mi” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Efl ile daha fazla içerik için takipte kalın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://altinhedef.com https://yenigrupinsaat.com.tr https://outdoortv.com.tr Sitemap
grandoperabet giriş