Merhaba! Efl sayfasına hoş geldiniz. Bugün gündemimizde “Mezra nasıl köye dönüşür” var.
Mezra nasıl köye dönüşür?
İlginizi Çekebilecek İçerik: Marksist düşünce nedir ?
Bunu ilk kez düşündüğümde İzmir’de Karşıyaka tarafında, denize karşı simit yerken aklıma geldi. Simit güzel ama insan bazen nedensiz yere “Ben şu an şehirde miyim yoksa hayatın fazla hızlı bir versiyonunda mı sıkıştım?” diye sorguluyor. O an kafamda beliren soru buydu: Mezra nasıl köye dönüşür?
Yan masada iki amca çay içiyor, biri diğerine “Eskiden buralar hep bağdı” diyor. Ben de içimden “Abi zaten İzmir’in %80’i eskiden bağ değil mi?” diye geçiriyorum ama söylemiyorum tabii. Çünkü toplum içinde böyle cümleler kurunca insanlar seni ya filozof sanıyor ya da aç uykusuz biri.
Ben 25 yaşında, İzmir’de yaşayan, hayatı biraz fazla düşünen ama dışarıdan bakınca “rahat çocuk” sanılan biriyim. İşte bu yüzden bu konuya takıldım. Çünkü mezra dediğin şey ile köy dediğin şey arasında sadece coğrafya yok, insan psikolojisi var.
Ve bazen bir yerin kaderi, bir kahvehanenin açılmasıyla değişebiliyor.
Mezra dediğin şey aslında biraz utangaç bir köydür
Şimdi dürüst olalım. Mezra dediğin şey genelde:
3 ev
1 traktör
2 tane sürekli “biz burada yalnızız ama mutluyuz” bakışı atan amca
ve çok fazla rüzgâr
Bir mezraya gittiğinde ilk his şu olur: “Burası kesin gece kendi kendine konuşuyor.”
Köy ise öyle değil. Köy daha özgüvenli. Kahvesi var, muhtarı var, sabah ezanıyla birlikte hareketlenen bir sosyal hayatı var.
Ben bazen düşünüyorum: Acaba mezralar da kendi aralarında WhatsApp grubu kuruyor mu?
> “Arkadaşlar köy olma yolunda ilerliyoruz, herkes bir çatı daha eklesin”
Bu hayali kurarken bile gülüyorum ama işin garibi, Mezra nasıl köye dönüşür? sorusu aslında tam olarak bunu içeriyor: Biraz yapı, biraz insan, biraz da “biz artık buradayız” deme cesareti.
İlk adım: İnsan sayısı artınca her şey değişir
Bir mezranın köye dönüşmesindeki en kritik olay nüfus.
Çünkü insan demek:
market demek
dedikodu demek
Wi-Fi şifresi paylaşımı demek
ve “biz burada yaşamaya karar verdik” demek
Bir gün mezraya bir aile daha taşınıyor. Sonra bir aile daha. Derken biri diyor ki:
“Buraya bir bakkal açsak mı?”
İşte o an dönüşüm başlıyor.
Bakkal açılması, küçük yerleşimlerin PUBG’de safe zone’a girmesi gibi bir şey. Bir anda herkes oraya doğru çekiliyor.
Ben İzmir’de markete girmeye üşenen biriyim ama köy hayatında bakkal açılması resmen devrim. Çünkü artık yoğurt almak için şehre inmek yok. Bu bile tek başına “köy olma” statüsü kazandırabilir.
Muhtarın ortaya çıkışı: resmi olarak ciddiyet başlar
Bir mezranın köye dönüşmesinin en net işareti şudur: muhtar adayları konuşmaya başlar.
Bir anda biri çıkar:
“Arkadaşlar artık organize olalım.”
Ve herkes bir saniye susar. Çünkü o cümle ciddi.
Ben bunu İstanbul’da yaşamış gibi anlatıyorum ama aslında İzmir’de bile mahalle toplantısı olunca aynı enerji geliyor.
Muhtar demek:
dilekçe demek
elektrik direği talebi demek
ve “şu yol biraz bozuk” şikâyetlerinin profesyonelleşmesi demek
Hatta hayalimde şöyle bir sahne var:
— “Ben muhtar adayıyım.”
— “Niye?”
— “Çünkü artık mezra olamayız.”
İşte Mezra nasıl köye dönüşür? sorusunun en bürokratik ama en kritik cevabı burada yatıyor.
Kahvehane açılması: sosyal hayatın işletim sistemi
Şimdi gelelim en önemli aşamaya.
Bir yerde kahvehane açıldıysa, orası artık geri dönülmez şekilde “köy olma yoluna girmiştir”.
Kahvehane şu demek:
sabah çayı
öğleden sonra tavla
akşam “bugün kim geldi kim gitti” analizi
ve sürekli açık televizyon
Ben İzmir’de kafelerde oturup “ben çok sosyalim” diyen biriyim ama köy kahvesi başka bir evren. Orada zaman yavaşlıyor ama dedikodu hızlanıyor.
Bir mezrada kahvehane açıldığını düşün:
İlk gün:
“Burası ne kadar sakin”
Üçüncü gün:
“Abi geçen traktörü kim kullandı?”
Bir hafta sonra:
“Burası artık köy sayılır.”
İşte bu kadar net.
Altyapı: yollar bozulunca aslında gelişim başlar
Garip bir paradoks var. Bir yer ne kadar “köy gibi” görünmeye başlarsa, aslında o kadar “köy oluyordur”.
Yollar biraz bozulur, elektrik direkleri çoğalır, internet çekmeye başlar ama sadece belirli noktalarda…
Ben bunu İzmir’deki bazı mahallelerde bile yaşıyorum. Bir sokakta full çekiyor, 20 metre ileride “EBA’ya bile giremiyorum” durumu var.
Mezra köye dönüşürken şu olur:
yol stabilize olur
su sistemi “idare eder” seviyesine gelir
herkes kendi çabasını artırır
Ve biri çıkar der ki:
“Artık burası köy gibi oldu.”
Bu cümle aslında resmi olmayan bir belediye ilanıdır.
İnsan psikolojisi: “biz buradayız” duygusu
Asıl dönüşüm fiziksel değil, zihinseldir.
Bir mezrada insanlar önce “burada yaşıyoruz” der.
Sonra:
“Burada yaşıyoruz ve iyiyiz.”
Sonra:
“Burada köy oluruz zaten.”
Ve en sonunda:
“Zaten biz köyüz.”
Bu süreçte kimse fark etmez ama Mezra nasıl köye dönüşür? sorusu tam olarak bu içsel kabulle ilgilidir.
Ben kendi hayatımda bile bunu görüyorum. Bazen diyorum ki:
“Ben şehir insanıyım.”
Sonra markete gitmeyip eve sipariş veriyorum.
Sonra:
“Ben aslında modern köylüyüm.”
İşte insan böyle evrimleşiyor.
Bir gün mezraya gelen biri her şeyi değiştirir
Her şey bir ziyaretçiyle başlar.
Bir turist gelir.
Telefonunu çıkarır ve der ki:
“Burası çok doğal, tam köy havası var.”
İşte o an mezranın kaderi değişir. Çünkü dış göz artık “köy” demiştir.
Bir arkadaşım böyle bir durumda şöyle demişti:
— “Burası köy mü?”
— “Değil.”
— “Ama köy gibi.”
— “E o zaman köy.”
Bu kadar basit bazen.
Küçük esnaflar: dönüşümün görünmeyen kahramanları
Bir bakkal, bir tamirci, bir çay ocağı…
Bunlar yoksa mezra mezradır.
Ama biri açıldığında işler değişir.
Mesela bakkal:
sabah ekmek getirir
öğlen kredi defteri açar
akşam “yarın gel ödersin” der
Bu güven ekonomisi köylerin DNA’sıdır.
Ben İzmir’de bile bakkala gidince “Abi sonra veririm” diyemem, utanırım. Ama köyde bu bir sistem.
Mezra nasıl köye dönüşür? Aslında biraz da hikâye biriktirerek
Bir yerin köy olması için sadece evler yetmez.
Hikâye gerekir.
“Şu ağaç altında evlenme teklifi olmuştu”
“Bu yol kışın kapanmıştı”
“Burada traktör devrilmişti ama kimse zarar görmemişti”
Hikâye olmayan yer ruhsuz kalır.
Ben İzmir’de bile bazı sokaklara bakıyorum, hiçbir şey hissettirmiyor. Ama bazıları var, sanki geçmişiyle konuşuyor.
Mezra da böyle böyle köye dönüşüyor.
Benim kafamdaki final sahne
Bir mezra düşün.
Sessiz.
Sonra yavaş yavaş:
bir bakkal
bir kahvehane
birkaç çocuk sesi
uzaktan gelen traktör sesi
Ve bir gün biri çıkıyor:
“Arkadaşlar, tebrikler. Köy olduk.”
Herkes normal karşılıyor.
Çünkü zaten herkes içten içe biliyordu.
Ben de İzmir’den bunu izliyorum ve içimden diyorum ki:
“Hayat biraz da böyle bir şey galiba… küçük şeylerin birleşip büyük isimler aldığı bir süreç.”
Ve sonra simitimi bitirip kalkıyorum.