Bir yaz akşamı, deniz kokusunun sardığı bir sahil kasabasında iki insan, bir tabak midye dolmanın etrafında karşı karşıya oturuyordu. Sıcak rüzgâr, uzaktan gelen dalga sesleriyle karışıyor; masadaki sohbet, yavaş yavaş bir tartışmaya dönüşüyordu. Onların hikâyesi sadece “midye yemek helal mi?” sorusuyla değil, inanç, vicdan ve empatiyle yoğrulmuş bir yaşamla ilgiliydi.
Midye Sofrasında Başlayan Hikâye
Leyla, kalbiyle düşünen bir kadındı. Hayata yaklaşımında sezgileri, duyguları ve insanların hikâyelerine duyduğu saygı vardı. Karşısında oturan Ali ise mantığıyla hareket eden, olaylara stratejik bakmayı seven bir adamdı. Yıllardır dosttular ama bu akşam konu biraz farklıydı.
Masaya gelen sıcak midye dolmaları görünce Ali, tereddütsüz bir şekilde bir tane aldı. “Helaldir, denizden çıkan her şey helal sayılır,” dedi kendinden emin bir sesle. Leyla ise hafif bir tebessümle kaşığını eline aldı, sonra durdu. “Peki ya içindekiler? Midyenin yaşadığı ortam, beslendiği şeyler? Eğer kirli bir sudan geldiyse, hâlâ helal midir?” diye sordu.
İnanç, Bilgi ve Kalp Arasında
O anda sohbet derinleşti. Ali, TDK ve dini kaynaklardan öğrendiği bilgilerle konuyu açıklamaya başladı: “Midye, bazı mezheplere göre şüpheli gıdalar arasındadır ama çoğu görüşe göre, eğer sağlığa zararlı değilse ve temiz bir denizden gelmişse yenebilir.”
Leyla ise bu açıklamayı saygıyla dinledi, ama yüzünde düşünceli bir ifade belirdi. “Bence mesele sadece helal ya da haram değil,” dedi. “Bir canlının yaşadığı çevreyi, onun doğadaki yerini düşünmeden, sadece hükümle yaklaşmak bana eksik geliyor.”
Ali biraz durdu. Onun bu empatik yaklaşımı, meseleye yeni bir derinlik kazandırmıştı. “Yani diyorsun ki, helallik sadece dine göre değil; doğaya, kalbe ve niyete de bağlı?”
Leyla başını salladı. “Evet. Çünkü bazen bir şey helaldir ama vicdanımıza oturmaz. Belki mesele o zaman, sadece ne yediğimiz değil; nasıl düşündüğümüzdür.”
Midyenin Hikâyesi: Denizden Gelen Bir Soru
O sırada yan masadan bir balıkçı yaklaştı. Yaşlıydı, yüzü tuzla ve rüzgârla çizilmişti. Sohbeti duymuş olacak ki gülümsedi: “Evlatlar, ben 40 yıldır denizden midye toplarım. Helal mi haram mı bilmem ama şunu bilirim: Deniz, kirletilirse içindekiler de kirlenir. Belki de mesele, helalliğin değil; insanın denizle kurduğu ilişkinin temizliğidir.”
O an masada sessizlik oldu. Ali’nin gözleri uzaklara daldı; Leyla’nın kalbi, bir yaşlı balıkçının sözleriyle doldu.
Helal Olan Sadece Yemek mi, Yoksa Niyet mi?
Bu küçük sahil akşamı, onları bir tabak midyeden daha fazlasını düşünmeye sevk etti. Bilimsel açıdan, midyelerin filtreleme yoluyla beslendiği, dolayısıyla yaşadıkları ortamın temizliğiyle doğrudan ilişkili olduğu biliniyordu. Bu da Ali’nin rasyonel tarafına hitap ediyordu.
Ama Leyla’nın duygusal sezgisi başka bir yere işaret ediyordu: “Belki helal olan, denizden gelen değil; denize saygıyla yaklaşandır.”
O gece masadan kalktıklarında ikisi de midyeden fazla bir şey tatmıştı: hayatın anlamını, inancın esnekliğini ve vicdanın sesini. Çünkü bazı soruların cevabı sadece kitaplarda değil, insanların kalbinde yankılanır.
Senin İçin Midye Ne Anlama Geliyor?
Midye yemek helal mi, değil mi? Belki de asıl soru bu değil. Asıl soru şu: Yediğimiz her lokmada, doğaya ve canlılara ne kadar saygı duyuyoruz? İnanç sadece yasaklarla mı yaşar, yoksa bilinçle mi derinleşir?
Bu hikâyede Leyla’nın kalbiyle Ali’nin aklı buluştu. Peki sen hangisine daha yakın hissediyorsun? Yorumlarda kendi düşünceni paylaş; çünkü bu konu sadece bir yemek değil, insanın kendiyle kurduğu bağın da hikâyesi.