Bilim Kanıtlanmış Mıdır? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir İnceleme
Sosyal hayat, toplumsal düzen ve yönetim üzerine düşündüğümüzde, hemen hemen her şeyin bir şekilde “kanıtlanması” gerektiği düşüncesiyle karşılaşırız. İnsanlık, çoğu zaman bilimsel verilerle ve teorilerle dünyayı anlamaya çalışmıştır. Ancak siyasal alanda, “bilim” nedir ve nasıl işler? Gerçekten de siyaset biliminde de her şey kanıtlanabilir mi? Bu soruya sadece kuramsal bir bakış açısıyla yaklaşmak, günümüzün karmaşık siyasal gerçekliklerini yeterince kavrayamayacaktır.
Siyaset, gücün ve ideolojilerin şekillendirdiği bir alan olduğundan, bazen “kanıt” yerine daha soyut değerler ve inançlar devreye girmektedir. O zaman bu yazıda soracağımız soru şu olacak: Bilim, siyasal hayatı ne ölçüde açıklayabilir ve yönlendirebilir? Bunun yanıtı, yalnızca bilimsel teori ve veriyle değil, aynı zamanda toplumların tarihi, kültürel ve ideolojik yapılarıyla şekillenen bir sorudur.
Bilim, Meşruiyet ve İktidar
Siyaset bilimi, çoğu zaman güç ilişkileri, iktidar yapıları ve toplumlar arasındaki dinamikler üzerine yoğunlaşır. Ancak bilimin bu alandaki rolünü tam olarak anlamak için, “meşruiyet” kavramını incelemek gereklidir. Meşruiyet, bir iktidarın veya kurumun, toplumun genel kabulüne dayalı olarak yürütme gücünü elinde tutabilmesidir. İktidarın meşruiyeti, bazen hukuki temellere, bazen de toplumsal normlara dayanır.
Örneğin, demokratik bir toplumda seçilen bir hükümetin meşruiyeti, halkın oylarıyla sağlanırken, otoriter bir rejimde bu meşruiyet, daha çok devletin veya bir liderin güçlü ideolojik argümanları ve baskıcı araçları ile şekillenir. Bu iktidar türlerinin bilimsel temelleri olup olmadığı da önemli bir sorudur. Demokrasi, belirli normlarla ve kurallarla işlemekte ve bu normlar zaman zaman bilimsel verilerle desteklenmeye çalışılmaktadır. Ancak yine de bu normlar her zaman mutlak bir “bilimsel” temele dayanmaz. Örneğin, halkın eğitim düzeyine göre demokrasinin nasıl işlediği, birçok ülkede farklılıklar gösterebilir. Burada, siyaset biliminin ve bilimsel yöntemlerin sınırlılığı devreye girer.
İktidarın meşruiyeti sadece rasyonel bilimsel kanıtlarla değil, aynı zamanda toplumsal yapıların, tarihsel deneyimlerin ve kültürel bağlamların da etkisiyle şekillenir. Bu durumda, iktidarın bilimsel bir temele oturtulması her zaman mümkün olmayabilir. Fakat, güç ilişkilerinin düzeni, zaman içinde bilimin, teknolojinin ve toplumsal normların etkisiyle değişebilir.
İdeolojiler, Bilim ve Katılım
İdeolojiler, toplumların kolektif düşünme biçimlerini belirlerken, siyasal davranışlar ve kurumlar üzerindeki etkilerini de göstermektedir. Bilimsel veriler, bu ideolojilerin doğruluğunu test etme amacıyla kullanılabilir, ancak ideolojilerin toplumsal yapıları nasıl şekillendirdiği başka bir meseledir. Bu noktada, bilim ve ideoloji arasındaki ilişkiyi anlamak için katılım kavramına bakmamız gerekir.
Katılım, bireylerin toplumdaki siyasal süreçlere dahil olma derecesini ifade eder. Demokratik toplumlarda, vatandaşların aktif katılımı, sadece siyasal partilere oy verme ile sınırlı değildir; aynı zamanda toplumsal olaylara dair fikirler geliştirme, politikaların şekillendirilmesinde rol oynama gibi pek çok farklı biçim alabilir. Ancak bilimsel kanıtların katılım üzerindeki etkisi de her zaman net değildir. Özellikle, bilimsel verilerin bir ideolojik duruşu doğrulamak amacıyla nasıl manipüle edilebileceği, katılımın ne denli gerçekçi ve dürüst olduğunu sorgulatabilir.
Bir örnek üzerinden açıklayalım: COVID-19 pandemisi sırasında, sağlık ve bilimsel verilerle desteklenen kamu politikaları halkın güvenini kazanmış olsa da, bazı kesimler bu verilerin hükümetlerin ideolojik amaçlarına hizmet eden manipülasyonlar olduğuna inanmışlardır. Burada, bilimsel kanıtlar ve katılım arasındaki ilişki oldukça karmaşık hale gelmiştir. İdeolojik ayrımlar, halkın bilimsel veriye olan güvenini zedeleyebilir ve bu da siyasal katılımı etkileyebilir.
Demokrasi, Bilim ve Toplumsal Düzen
Demokrasi, genellikle bilimsel verilerle şekillendirilen bir toplum modeline dayandırılır. Örneğin, devlet politikalarının halk sağlığı, eğitim, çevre ve ekonomi gibi alanlarda bilimsel temellere dayandırılması beklenir. Ancak demokrasinin her zaman bilimle uyum içinde işlediğini söylemek mümkün değildir. Birçok demokratik toplumda, halkın bilimsel verilerle sınırlı olmayan değerler ve inançlarla hareket ettiğine tanık oluruz. Burada, siyasal ideolojiler devreye girer ve bilimsel düşüncenin, toplumsal kararlar üzerinde etkili olup olmayacağı tartışmaya açılır.
Demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan katılım, ancak halkın bilimsel bilgiye ve veriye olan güvenini kaybetmediği bir ortamda işler. Ancak günümüzde, sosyal medyanın yükselişiyle birlikte, bilimsel veriler çok daha kolay çarpıtılabiliyor ve halkın katılımı daha az rasyonel bir hale gelebiliyor. Bu da demokrasinin işleyişini sorgulayan bir duruma yol açmaktadır.
Güncel Örnekler ve Teoriler
Bugünün siyasal dünyasında, bilimsel verilerle şekillendirilen politikaların başarılı olduğu ülkeler olduğu gibi, bilimsel verileri göz ardı eden veya manipüle eden ülkeler de bulunmaktadır. Örneğin, İskandinav ülkelerinde sağlık ve eğitim politikaları büyük ölçüde bilimsel verilere dayandırılmakta ve bu ülkelerde toplumsal düzenin istikrarı sağlanmaktadır. Ancak bazı otoriter rejimlerde, bilimsel kanıtlar genellikle sadece iktidarın elindeki güç ve ideolojiyi pekiştirmek amacıyla kullanılmaktadır.
Özellikle, çevre politikaları ve iklim değişikliği konusunda da bilimsel verilerin siyasal tartışmaların odağı olduğu örnekler mevcuttur. Birçok ülke, bilimsel veriler ışığında iklim değişikliğiyle mücadele etmeye çalışırken, bu konu, aynı zamanda ideolojik bir mesele haline gelmiş ve politikalar çok farklı sonuçlar doğurmuştur.
Sonuç: Bilim Kanıtlanmış Mıdır?
Sonuç olarak, siyaset bilimi çerçevesinde “bilim” ve “kanıt” kavramlarını tartışırken, bunların iktidar, ideoloji, katılım ve demokrasi gibi kavramlarla iç içe geçtiğini görmek zorundayız. Bilim, toplumsal düzeni, iktidarı ve meşruiyeti açıklamaya yardımcı olabilir, ancak her zaman objektif ve tarafsız bir biçimde işlediği söylenemez. Toplumların tarihsel, kültürel ve ideolojik yapıları, bilimsel verilerin nasıl algılandığını ve uygulandığını şekillendirir.
Peki, siyasal kararlar ve toplumsal düzen hakkında bilimsel veriler ne kadar güvenilir? Bir toplum, bilimsel kanıtları ne ölçüde dikkate almalı, yoksa ideolojik inançlar ve güdüler mi ön planda tutulmalı? Bu soruların cevabını verebilmek, toplumsal katılım ve demokratik değerlerin nasıl evrileceğini anlamakla doğrudan bağlantılıdır. Sizce, bilim ve siyaset arasındaki ilişki, demokratik toplumlarda nasıl şekillenmeli?